Thursday, December 6, 2007

B.

Eteklerim uçuşuyor rüzgarda. Üşüdüğümü inkar etmek şu dakikadan sonra ne kazandırır bana emin değilim, aslında burada ne aradığımdan da emin değilim... Kulaklarımda hep aynı cümle... Aynı ses tonu... Aynı çınlama... Kurtulmanın yolunu aradım birçok şeyde; sevgi, kimyasallar, alkol, sanat, intihar, hepsi de başarısızlıkla sonuçlandı. Kimi kendiliğinden işe yaramadı, kimini ben elime yüzüme bulaştırdım ama artık bu da önemli değil çünkü sonuçta bir işe yaramadı ve ben şu anda bulunduğum noktaya sürüklendim.
Kimseye haber vermeden çıktım evden, yine sinirlenecekler bana bunun için. "Bizi hep hayal kırıklığına uğratıyorsun!" diyecekler... Başarısızlık ilginç bir şey; koca bir kütle gibi eziyor, uhu gibi yapışıyor, ruhunuzu emip içinizi boşaltıyor, hatta utanmayıp kafanıza neon lambalarıyla ışıl ışıl parlayan kocaman bir tabela yapıyor ki herkes fark etsin sizi, görsünler ne olduğunuzu ve ne kadar aşağılık, ne kadar gereksiz, elindeki tek hazinesi güzelliği olan bir fahişenin alnında ansızın çıkan bir sivilce kadar 'fazlalık' olduğunuzu anlasınlar, yüzünüze vursunlar...
Çünkü hayattaki tek eğlencesi sizsiniz O'nun.
Bırakmamaya kararlı.
Rüzgar hızlanıyor gittikçe. Sıkılmaya başlıyorum. Kafamda değişik düşünceler çevirmeye çalışıyorum. Pek işe yarar gibi görünmüyor ama... Bir de umarım gören olmaz beni burada. Zamanımı doktoruma bana işe yaramaz ilaçlar verdiği için lanet etmekle geçirebilirdim mesela ya da geçen sabah otobüste cüzdanımı aşırmaya çalışan o on yaşlarındaki çocuğu düşünüp ülkenin, sonra da tüm dünyanın sosyo-ekonomik yapısını eleştirebilir, kendi çapımda dünyayı kurtarabilirdim... Ama beceremiyorum. Kendi bencilliğimden, yakılıp yıkılmış içsel kentlerimden dışarı çıkamıyorum. Kendi yarattığım labirentimden kurtulmaksa bir hayal benim için. Nedense...
Daha nereye kadar gider bu böyle..? Daha ne kadar kandırabilirim kendimi, gözlerimi boyayabilirim boş kağıtları ya da tuvalleri boyadığım gibi.. Cevabını verebilir misin? Bir kez olsun bana doğruyu, içinden geçeni- geçtiği gibi -söyleyebilir misin? Sorulması gereken yegane soruyu sorsam.., Anlattıklarının tümü için katıksız doğru desen de inanabilir miyim sana?.
İçsel kentlerimde bugün karla karışık yağmur var. Kargaşa alanını yatıştıramıyor belki ama bombalı saldırılardan sonra yaralananların sahip oldukları yanıklaırn acısını dindirmeye yetiyor. Tozum toprağıma karışmış, gittikçe küçülen bir popülasyona sahibim. Kime, nasıl kızayım böyle bir katliama yol açtığı için, bilemiyorum ki.. Tamam ben de az çektirmedim insanlarıma ama..
KİMİ KANDIRIYORUM Kİ!! Bu sefer yaptığım şeylerin arkasında durup kendimle korkusuzca yüzleşeceğime söz verdim insanlarıma!. Yaptığım/yapılan şeyler zalimceydi, evet yama ne kadar kötü olursa olsun halkımın karşısına alnım ak bir şekilde çıkmalıyım. En azından bunu borçluyum onalra..
O şarkı hiç çıkmıyor aklımdan. Sözleri öyle işlemiş ki içime..
"You're right
No matter how many times you're cut down
How many times your skin is torn
How many times your bones get crushed
You always come back to life
But the pain is always the same

And every time you are killed
You tase it again and again
That same horrible suffering
That same agonizing pain
How tragic!
Eternal agony, with ne death to put an end to it
A pitiful monster...
A pitiful ..
Wretched monster..
Like me..."
Şu an kanıtlayacağım yanlış düşünüldüğünü. İnsanlarımı da kendimi de kurtaracağım bu acıdan.
Bu sefer başarısızlığı geri dönüşü olmayacak şekilde yeneceğim.
Şimdi tek dileğim havanın içine karışıp tamamen toz olabilmek.. Yerin nefesini hissedemeden en küçük bir molekülüm bile kalmamalı...
20 Ocak 07

No comments: