Wednesday, August 13, 2008

K.

"Kahramanlar biz ne isek o değillerdir."

~Gündüz VASSAF



Bu ikilemi yaşama sebebimi açıkla bana. Ya da bunları hak edecek ne yaptığımı. Bir insanın aklını nasıl bu kadar kurcalayabildiğini. Yine de sana kızgın olmadığımı bilmelisini elime kalemi aldırıp kağıda sarılmama neden olan herkese ve her şeye minnettar oldum. Bundan sonra da kalacağımı düşünüyorum.

Yürüyorum. İnceden yağmurun çiselediğini söylememe gerek yok sanırım. Yağmur yağdırıyorum ikimiz için bu geceye özel. Saçlarından düşen damlaları toplayıp onlarla arınmayı tercih ederdim tabi ama şu an için tek seçeneğim kendi gözyaşı havuzumda boğulmak. Bunun için öncelikle ayaklarımda yaralar açmalıyım. Kirpiklerimi yolup denize savuruyorum işe yarar umuduyla. Belki bu sefer ay kabul eder hediyemi.

Yeterince yanıyor canım. Sanırım ayla buluşmamız sona erebilir. Yönümü değiştiriyorum. Ne yapacağımı bilemez haldeyim. Mor yığınlar var karşımda buluta benzer (sadece onlar kadar temiz değil), üzerlerine uzanıyorum. Ayaklarımdan kanlar süzülüyor, pantolonumun paçaları berbat oldu. Artık eve dönemez durumdayım. Gerçi nasıl olsa istemiyorlar beni orada. Ne önemi var.?

Küçüklüğüme, geçmişe dönmeyi istemişimdir hep. Yasemin kokulu sabahlara ve nar ağacının gölgesiyle korkudan uyandığım gecelere... Tam istediğim vakte olmasa da geçmişe döndürdün beni. Aynaya baktığımda (bir tanesine denk gelmişimdir mutlaka, çünkü korkudan bakamazdım) maskemin altında yaratıktan başka bir şey bulamadığım yıllar (şu ana kadar daçok farklı hissetmiyordum açıkçası, belki eskisine göre görmemezlikten gelebiliyordum biraz olsun). Bana farklı maskeler takmamı söylüyorsun;
kendimi iyi hissedeceğimi, değişeceğimi, hatta bunun aya gitmenin 8. yolu olduğunu. Gözleri boyamanın gerekliliğine inanmışsın. Ben de inanırdım eskiden. İkimiz de acı çekmişiz bu yüzden ve bunun karşısında edindiğimiz tutumlar bizi farklılaştıran: Sen boyalarına tutunmaya devam etmişsin. Bense onları terk edip kendi boyalarımla yeni bir yol çizmeye çalışmışım kendime. Sen kendine yeni vitrinler buluyor, göğsündeki yarayı gösterip "Bakın ben de yara alabiliyorum aslında ama almıyorum!" diyor, yine kandırıyorsun kendini ve etrafını. Oysa akşam başını katmanlarına yasladığında ay seni de ziyarete geliyor, eminim. Ben daha ziyade, yine tamamını olmasa da (bu insanın yüz derisini soyması gibidir demişti biri) gerçeğin büyük kısmını boyalarımla gösteriyorum insanlara. Güzel göstermek istediğim terlerimi de kendim çiziyorum, yaratıyorum. Vitrin de olsa hazıra konmak yok bende. Yaptığım doğru mu? Sen mi hatalısın? Bir şey diyemem, herkes kendi hayatını yaşar ve doğrusu kendinedir. Kaldı ki ikimiz de acı çekmeye devam ediyoruz seçtiğimiz yollarla. Ama benim doğru gördüğüm yol bu. Eğer bir şekilde yollarımız keşismeyecekse de bırakalım öyle olsun, ben yalnız devam etmeye alışığım. Sen yalnız kalmazsın çok, alışverişi seversin, sabah kalktığında "Hangi maskemi takmalıyım?" derdin olmaz; ne takman, nasıl davranman gerektiğini bilir ve ona göre davranırsın. Ama ilişkiler maske çıkarmak için vardır, unutma. Kabuğunda ne kadar çok katman varsa, karşındakini korkutup kaçırman ya da tekmelenmen o kadar doğaldır. Çünkü insanlar bu katmanların özündeki çekirdeği görmeye çok uzaktır, tahmin bile edemezler. Ve gizem, orospular için oldum olası çekici olmuştur.

Tutmak istediğin yolun aslında bu olmadığını ama daha kolay geldiği için bu yolu seçtiğini düşünüyorum. Bunu tartışma olanağımız olmadı hiç, olmaz da sanırım bir daha, sana kendi yolumu anlatmayı isterdim... Ama ne demişler bir şarkıda?


In another life,
when we are cats...


Sevgilerle.





26.07.08//01:10

No comments: