Wednesday, August 13, 2008

L.(out of subject)

Bu yazıyı seriden çıkarmaya karar verdim. Benim monoloğum olarak kalsın bu. Hem benim Victor Shklovsky'den L. neyim eksikmiş, bir adet 19. mektup olsun...
bugün nedense tozlu raflara uzanıp ilkokul defterlerini karıştırma günü. Psikolojik olarak atlatabilsem de nesnel olarak geride bırakamıyorum geçmişi. Garip bir olgu benim için. Beynimi kazıyıp kıvrımlarından arındırmak istiyorum. Ama herkesinki gibi bir ailem var ve benimki de heresinki gibi bir hayat; o yüzden kan akıtmaya izin yok.

.:*:. Ayaklarımı kanatmamdan bu yana (yere bastığım için oraları görmüyor kimse ama bileklerim fazla ortada ve fazla beyaz) pek bir şey değişmedi içimde. Hala ikilemime bir çözüm bulamadım. Yarın bir bilene sormalıyım. Bu arada, evet, hala kimse dinlemiyor beni...

.:*:. İnsanlardan birbirlerini kırdıkları için tiksiniyorum ama ben de kırıyorum onları. Kendimden zaten her halükarda tiksiniyorum ama başkaları bunu bilmek istemiyor o yüzden içimde kalmalı/kalması herkes için daha iyi.

.:*:. Gerçekten embesilim galiba, bir şey anlayamıyorum. İnsanlar bu kadar rahat bir biçimde açıklığı savunabiliyor ama diğer yandan da bir o kadar iki yüzlü ve kapalı oluyor. Hatta ben savunduğumla aynı kişi olduğum için zarar görüyor ve dışlanıyorum. Gerçekten kafamı kurcalıyor bunlar ama bir türlü çözüm bulamıyorum. Sanırım istediğim hayatın anlamının avuçlarıma bırakılması (Cengiz Üstün'e saygılar!)

.:*:. Belki yazarak irdelemek yardımcı olur.

Kendimden nefret ediyorum. Hem fiziksel hem de mental olarak. Sanırım arkadaşlarım bunu sadece fiziksel olarak algılayıp kişisel gelişim kitapları tadında "Aaa, kendine bakmıyorsun ki Merve!"diyorlar. Benim bir kızın kendine bakmasından algıladığım saçlarını taraması, uyumlu giyinmesi (mor elbise+mor oje= + ,mor elbise+yeşil oje= - ), kuaföre gitmesi, cildini temizlemesi, oturup kalkmayı bilmesi, yerinde davranması, küfretmemesi, büyümesi vs. Fiziksel olarak nefret ediyorum kendimden ve o kadar çok şeyden nefret ediyorum ki değişimin imkansızlığını görüp vazgeçiyorum. Beynimi değiştirmemse zaten olağandışı. Onunla yaşamayı öğrenmem gerekli ama beceremiyorum bunu. Doğru gördüğüm bu ama insanlar tarafından değerli görülmediği için işe yaramaz olduğumu hissediyorum.

.:*:. (Düzgün yazmaya karar verdim. Güzelim defteri de hayatıma benzetmek istemedim.) Mantıksal olarak bu doğru değil elbette; ben bana göre doğru olan neyse onun arkasında durmalıyım kimsenin ne dediğine bakmadan, ama ben onaylanmadan yaşayaiblen biri değilim. Yaptığım şeyler başkaları tarafınfan doğrulanmalı ve uygulanmalı. Resmin tamamına baktığımda umutsuzluk ve koca bir ütopya (Distopya mı demeliydim?)dan başka bir şey göremiyorum. Düzen işi gerçekten hoşuma gitti. Galiba gerçekten hastayım bu konuda.

.:*:. Benim gibi düşünenler yalnız mı kalmalı peki? Birbirimize tutunamıyorsak ne yapmalıyız... Acaba işler yolunda gider mi diye düşünmekten alamıyorum kendimi, iğrenç geliyor böyle bir şeyin düşüncesi bile ama babamın sözlerini de çıkaramıyorum aklımdan: "Önemli olan bir şeyleri gençken yaşamak." Peki genç olduğum zaman dilimi içerisinde benimle yaşayanlar böyle düşünmüyorsa, benimle aynı düşüncenlerle de olmuyorsa o zaman ne olacak? Sanırım tek yol çürümek bizim için.

.:*:. Kitaplarda yaşamaktan bıktım artık. Parçalarım başka başka odalardan yuvarlanarak ortada bir yerlerde birleşip hamur gibi yapışıyor birbirine. Saçmalıyorum, 300 puanlık yaktım, sanırım yatma vaktim geldi.


İyi bak kendine...




29.07.08//02:47

No comments: